Psikiyatr
Psikofarmakoloji Derneği Genel Sekreteri
Psychiatry & Clinical Psychopharmacology ve
Journal of Mood Disorders dergileri Editörü

Muayenehane;
Caddebostan Mahallesi, Bağdat Caddesi Birgen İş Merkezi 226/7, Çiftehavuzlar 34728 Kadıköy / İstanbul
Cep Randevu:   (+90)553-002-2929 - (+90)533-490-0715
E-posta ile randevu almak için tıklayın
Güncel Haberler
Yayın Tarihi 25.01.2017

Günümüzde psikiyatrik bozukluklar



Günümüzde psikiyatrik bozukluklar oldukça yaygın görülmektedir. Örneğin, depresyon Dünya Sağlık Örgütü'ne göre tüm hastalıklar arasında dördüncü sırada olan, tedavi edilmediğinde intihar gibi çok ciddi riskleri taşıyan, yaşam kalitesini bozan ve diğer fiziksel hastalıklarla olumsuz etkileşim gösteren önemli bir ruhsal bozukluktur. Dünya Sağlık Örgütü tahminlerine göre depresyon 2020 yılında hayat kalitesini bozan ve malûliyet oluşturan hastalıklar arasında birinci sırayı alacaktır ve hayat boyu risk erkekler için % 3-12, kadınlar için % 10-26 ve genel toplumda yaşam boyu sıklık % 15-17 kadardır. Diğer psikiyatrik bozuklukları buna eklediğimizde neredeyse toplumun üçte biri hayatlarının bir döneminde psikiyatrik bir rahatsızlığa yakalanacak demektir!

Peki, bu kadar yaygın olan bu bozukluklarla ilgili halen ülkemizde neler yapılamaktadır? Toplumumuzun ne yazık ki, okumuş kesimlerinde bile hâlâ psikiyatrist ve psikolog ayrımının yapılamadığını düşünürsek yapılanların ne kadar yetersiz olduğunu ve önyargıların psikiyatri alanında çalışan profesyonellerin düşünüş ve davranışlarını nasıl etkilediğini ve her birinin kendi kısır alanları dışındaki tedavileri kabul etmedikleri acı bir hakikat olarak karşımızda durmaktadır. Bunlara kısaca bakacak olursak: kimileri psikiyatriyi sadece piskoterapi yapmak ( bunların çoğunun terapi yapacak yetkinlikleri bile yok maalesef!) olarak görüp ilaç tedavileri konusunda hastaları korkuturlarken ( bağımlılık yapar,vs); kimi meslektaşlar da maalesef hasta yoğunluğu, performans uygulamaları, v.b. gibi nedenlerle hastalarının yüzüne bile bakmaya zaman kalmadan salt reçete yazmak durumunda kalmaktadırlar. Oysa psikiyatrik bozukluklar tüm bilim çevrelerince de kabul edildiği üzere , ne sadece psikolojik nedenlerle ve ne de sadece biyolojik faktörler sonucu oluşmaktadır. İnsan interaktif bir canlı olarak iç-dış-sosyal ortamlardan ve de geçmiş-bugün ve gelecekle travmalar,anılar, keşkeler,çatışmalar ve kaygılarla iç içe ve sosyal ve ailevi ortamla sürekli etkileşim halindedir. Bunları dikkate almayan tedaviler her zaman eksik kalmıştır ve kalacaktır da. Bu gün tüm dünyada kabul edilen ortak görüşe göre: ruhsal bozukluklar biyolojik, psikolojik ve sosyal nedenlerle oluşur ve bu nedenlerle çok boyutlu; bütüncül tedavi yaklaşımları (psikofarmakolojik ilaçlarla tedavi + psikoterapiler + kişilerarası ilişkilerin düzeltilme girişimleri, vs) şeklinde psikiyatrik tedaviler yapılmaz ise, bu tedavilerde başarı oranı oldukça düşük kalmaktadır. Örneğin sadece antidepresan yutan bir hastanın hastalığın temelinde yatan kesin inançları ve negatif bakış açıları bilişsel terapi yaklaşımları ile düzeltilmezse ve sosyal olarak aile içi etkileşim veya örneğin eşinin yanlış tutumlarında değişiklik yapılmazsa ve bir çok hastada rastlanan çocukluk çağı travmaları gibi travmatik olaylar çözümlenmezse elbette bu hastanın tedavisi geçici ve yüzeysel olacaktır. Hâttâ bazı panik bozukluk ve depresyon hastalarında gördüğümüz gibi yıllarca antidepresan kullanmasına karşın hastanın düzelmediği, bilâkis kronikleştiği, hastanın yaşam kalitesinin ilaçların yan etkileri nedeniyle ( cinsel işlev bozuklukları, kilo alımı ve metabolik sendrom, vs) ve hatta bazı durumlarda benzodiazepilerin uzun süreli kullanmı sonucu bağımlılıkların oluştuğunu gözlemliyoruz.

Bunlara karşılık yapılması gerekenler ise çok iyi ilaç ( psikofarmakoloji) bilgisi ile donanmış ( bu amaçla Türkiye'de 1990 yılından beri çaba göstermekteyiz. Bu bağlamda Klinik Psikofarmakoloji Bülteni adlı bir dergi çıkarmaktayız ve dünyanın en iyi uzmanlarının da katıldığı kongreler ve toplantılar:1-Ulusal Psikofarmakoloji Kongreleri ve 2- Psikofarmakoloji Tedavi güncellemeleri Toplantıları yapmaktayız. Ayrıntılı bilgiyi www.psikofarmakoloji.org web sitesinde bulabilirsiniz), bunun yanında psikoterapileri de daha da kolaylaştıran ve de hızlandıran bir enstrüman olan hipnoz gibi metotları ustalıkla ve etik bir şekilde kullanma maharetine sahip (www.hipnoz.net) ve de günümüzde en geçerli psikoterapi şekli olarak artık tüm dünyada kabul edilmiş bilişsel-davranışçı terapiyi de hipnoz altında kullanabilen ve bazı hastalarda da hipnoz altında analitik terapilerden yararlanmasını bilen çok yönlü yaklaşımlara sahip hekimlere başvurulmalıdır.

Bu gün maalesef, çok acı bir şekilde gözlemlediğimiz ve bir türlü de ne dernekler ve de ne de Sağlık Bakanlığı tarafından çözüm getirilmeyen ve tam bir başıbozukluk olarak süre giden hiç hasta görmeden mezun oldukları fakültelerden sonra 3-5 günlük sertifika programlarından (ki o programları yapanların da ne kadar yetkin oldukları tartışmalıdır), belli paralar dökerek aldıkları yaldızlı sertifikalardan başka deneyimi olmayan ve tabiri caizse kerameti kendinden menkul piskoterapistlerin, hipnoterapistlerin adım başı hasta gördükleri ve hastaları kronikleştirmekten ve de kafalarını karıştırmaktan başka üstüne paralarını da aldıkları ülkemizde, hastaların kendilerini korumaları gerekir diye düşünüyor ve UYARIYORUM: mutlaka bahsedilen konuları dikkate alarak kendinize uygun doktorları seçiniz! Yoksa yanlış seçimleriniz, sonradan sizleri daha büyük maliyetle yukarıda da bahsettiğim üzere hastalığınızın kronikleşmesi, boşa geçen ve hayat kalitesi düşük ( cinsel işlev bozukluğu, asosyal yaşam,çocukların ve ailenin negatif etkilenmesi, vs gibi) zaman, yan etkiler nedeniyle metabolik sendrom ( kilo alımı özellikle bel çevresinde, kalp hastalıkları, şeker hastalığı, hipertansiyonun birlikte bulunduğu asrın en kötü hastalık grubu) ve hatta intihar gibi istenmeyen durumlar şeklinde sizlere ve tüm ailenize fatura edilmektedir. Unutmayınız! hayata bir kez geliyoruz, ömür denilen bize biçilen zaman kısıtlı ve her an azalıyor, kum saatinin üstte kalan kısmındaki kum tanecikleri gibi kalan ömür de azaldığı ölçüde iyi değerlendirilmelidir diye düşünüyorum. Geçmiş elimizden çıktı ve gitti geriye dönme şansımız yok, geleceğe garantimiz yok. Tek sermayemiz elimizdeki şu an. Onu da geçmişin keşke'leri ve de geleceğin endişeleriyle berbat dersek, elimizde şu anları da berbat olmuş bir korku ve kâbus filmi kalmaz mı?

Sağlıcakla kalınız.